Çarşamba , 17 Ocak 2018

Yaşanılası Güzellikler

Yaşanılası Güzellikler

Mutluluk budur işte!

Yeni bir güne açtınız gözlerinizi ne güzel? Güneş gülümsedi size. Belki de kapalı hava.

Ama olsun!

Siz görebiliyorsunuz ya göğün mavisini, denizin dalgasını, ağacın, çimenin yeşilini… Duyabiliyorsunuz ya yağmurun damlayışını, rüzgârın uğultusunu, çocuğunuzun “anne” ya da “baba” diyen sesini…

Doğrulup kalkabiliyorsunuz ya yataktan. Gerinebiliyorsunuz ya yeni doğan güne karşı şiirdeki gibi. Siz iyisiniz. iniz, çocuklarınız iyi. Anneniz babanız sıhhatteler. Hastalık yok. Kaza bela yok. Ne güzel!

Çayınızdan küçük ya da büyük bir yudum… Ekmeğinize katık ettiğiniz peynir ya da zeytinden birer lokma. Yutabiliyor, çiğneyebiliyorsunuz ya ne güzel!

Bir şey seçip de giyiveriyorsunuz ya üzerinize. Giyinecek bir şeyim kalmadı diye düşünerek belki de… Düşünebiliyorsunuz ya ne güzel! Aynı renk ayakkabı, çanta belki de. Aksesuarlar da tamam işte.

Çıkıyorsunuz sonra evden akşama döneceğinizi hayal ederek.

Adım atabiliyorsunuz hatta koşabiliyorsunuz. Yatağa bağımlı değilsiniz ya ne güzel. Üfleye püfleye de olsa “aman bugün de geldik işte ” diye geçirseniz de iş yerine gelebilmek… İşi olmayan onca insanın içinde ne büyük bir şans yakaladığınızın farkında mısınız?

Eşe dosta “Afiyet olsun!”, “Merhaba!” , “Nasılsınız?” diyerek çıkmak öğle tatilinde yürüyüşe… Selamlaşacak, hal hatır soracak dostlarınızın olması ne güzel!

Ruhunuzun yapmak istediklerine bedeninizin engel olmaması, ayak uydurması ne güzel!
Koklamak bir çiçeği… Basmamak bir karıncaya…
Alışveriş yapmak, alışveriş yapacak paraya sahip olabilmek ne güzel!
Bir dostla karşılaşmak belki ummadığın bir anda…

Bir haber almak…
Yolda gördüğünüz patlamış mısır misali bahar dalları yaprak yaprak…

Gün batımını seyretmek belki ofisin dışarıya bakan penceresinden… Kızılımsı grilikle büyülenmek… Bir şarkıdan bir kaç satır takılması dudaklarınıza…

Gidebilecek bir evinizin, ait olduğunuz bir yerin, sizi seven insanların olduğunu bile bile adım adım yaklaşmak huzur bulacağınız o çatının altına… Güvende hissetmek…

Titremeyen ellerinizle soyabilmek patatesi, dilimleyebilmek ekmeği, pişirebilmek en sevdiği yemekleri ailenize, içine sevginizi de ekleyerek… Toplanması neşeyle aile bireylerinin bir araya… Günün içinde olup biteni paylaşmak, kritiğini yapmak, destek olabilmek birbirine…

Su vermek saksı çiçeklerine okşayarak yeşil yapraklarını, konuşarak onlarla…
En sevdiğiniz dizinin karşısında çitlemek ay çekirdeğini…
Yatmadan önce okuyabilmek en sevdiğiniz yazarın son kitabından birkaç sayfayı…
Mis kokulu nevresimi çekmek üzerinize…
Öperek uykuya yollamak çocuklarınızı… Sarılıp uyumak eşinize… Ne güzel…
Ve yenilenerek uyanmak…
Köpük köpük sabunlamak vücudunu…
Evet…
Mutluluk budur işte!

Zaman zaman yaşamdan usanıp da hayata küstüğümüz anlarda hangisini hatırlarız ki bu saydıklarımın? Bunları yapabildiğimiz için ne kadar şanslıyız aslında, bir düşünün hele. Oysa biz olması gereken buymuş gibi rutine bağlayarak yaşarız hayatı. Gün gelir zehir ederiz kendimize yaşamı bir hiç yüzünden.

Durup düşünür müyüz arada sırada da olsa? Şükür eder miyiz Allah’a bize verdiği nimetler için? Yaşanılası güzellikler için… Sıhhatte ve afiyette olduğumuz için…

(Alıntıdır.)

Hakkında Ömer Arslan

Türkçe Öğretmeni ve ayrıca kişisel gelişim aşığı. Amatör olarak fotoğraf çekmekten hoşlanır. - www.omerarslan.net

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top
Ö. Arslan