Pazartesi , 20 Kasım 2017

Okumayan Toplum Dedikodu Üretir

Okumayan Toplum Dedikodu Üretir

Bu öylesine bir fırtına ki; kökleri sağlam olmayan her ağacı sürükleyip götürüyor. Bu sürükleniş yediden yetmişe herkesi olumsuz bir şekilde etkiliyor. Fırtınadan ve sürüklenişten kurtulmak adına atılan adımlar da yetersiz kalıyor. Gözümüzün önünde sele kapılıp giden binlerce insanımızı görmemize rağmen tedbir almıyor; kalınlaşan gaflet uykusundan bir türlü uyanamıyoruz.. Üreten, okuyan, araştıran, sorgulayan bir nesli beklerken; dedikodu üreten, magazin programlarına mahkûm olan, televole kültürüyle yetişen bir gençlikle karşılaşıyoruz… Başladığımız noktayla geldiğimiz nokta arasındaki uçurumu görünce de başlıyoruz haykırmaya: ´Ne olacak bu insanların hali!´!

Her toplum bir kitaba dayanır… Senin kitabın hangisi sorusunu soranlara istihzayla bakıyor; kitapla barışık bir toplum olmadan kendimizi Avrupa´ya kabul ettirmeye çalışıyoruz. Unutulmamalıdır ki; medeniyetler kalemlerden neşet eden kitapların eserleridir. Bütün büyük uluslar bir taraflarını bilgeliğe dayandırırlar.

Kitapla barışık olmayan bir toplum, kültür ve ahlak normlarına bağlı kalmayan, hedefsizce hareket eden, sadece şekli düşünen, içerikten yoksun olan, günlük dedikoduların bulanık ırmağında gelişi güzel akan bir toplumdur…

Kitapla barışık olmayan bir toplum; aydınını küçümser ve onu sefalete terk eder. Sözde aydın ve sanatçılara prim verir. Onları zirveye taşır… Böylece o ülkenin yetişmiş insanları bir yığın haline gelir. Yığın haline gelen bir millet de payidar olamaz.

Düşünceyi ve okumayı küçümsüyoruz. Kitaba harcadığımız parayı, sigara, kumar ve eğlence için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine geçmemiz gerekir.

´Niçin kitap okumuyoruz?´ sorusu üzerinde yapılan bir araştırmanın sonucundan çıkartılan şu maddeler insanı dehşete düşürüyor. Türk toplumunda; okumak, zeki olmayanların kullandıkları bir araç olarak görülmekte, bir çekingenlik meydana getirmektedir. Kamuoyunda hayranlık toplayanlar okuyanlardan çok, güzellik, zenginlik gibi nitelikleriyle ön planda bulunanlardır.

Bugün kültürel programların az olması, gün aşırı her kanalda magazin ve dedikodu programlarının revaçta olması bu araştırmayı her yönüyle destekler mahiyettedir.

Her türlü olumsuzlukta dünya ülkeleri arasında ilk üç sıradan hiç düşmeyen ülkemiz; maalesef okumada son sıralara demir atmıştır.

En çok kitap satın alan ülke sıralamasında Almanya birinci gelirken, Türkiye sonuncudur. Gençlerimizi % 69´u uzun zamandır kitap okumadıklarını söylemektedirler. Rusya´da 2549 kişiye bir halk kütüphanesi düşerken, Türkiye´de kütüphanelere üye olan insan sayısı 7 milyon, Fransa´da 16 milyon ve Meksika´da ise 39 milyondur. Rusya´da yılda 82 bin kitap basılırken, bu rakam ülkemizde 7 bindir.

Kişi başına düşen kitap sayısı Rusya´da 18 bin, ABD´de 12 bin, Almanya´da 2 bin 700 iken; Türkiye´de 7 adettir.

Gazete ve dergilerimiz ise okunmayacak kadar az basılmaktadır. Okumayan toplumlar, kökü toprakta olmayan ağaçlar gibi yıkılmaya ve çürümeye mahkûmdur.

Bu rakamlar gösteriyor ki; toplum olarak kitap okumuyoruz. Kitapsız toplum ise, muhakeme yeteneği sürü idrakine indirgenmiş, gündelik hazlarla kuşatılıp güdülmeye müsait hale getirilmiş bir toplumdur. Kitaptan uzaklaştırılan bir toplum, düşünceden uzaklaştırılır, düşünceden uzaklaşan toplum ise; sürekli dedikodu üretir.

Bu ülkede sürekli televole kültürü pompalayan ve dedikodu üretenlerin fildişi kulelerden topluma yön vermeye çalışmaları, okumayan bir toplumun aynada yansıyan traji komik yüzüdür.

Evet, dedikodu ve magazini seviyoruz; çünkü okumuyoruz.

Hepimiz bir ana prensibi çok iyi kavramalı ve bunun üzerinde sürekli düşünmeliyiz: ´Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve gafletten doğacak felaket azalmaz.´

Hamza AYDOĞDU

Hakkında Ömer Arslan

Türkçe Öğretmeni ve ayrıca kişisel gelişim aşığı. Amatör olarak fotoğraf çekmekten hoşlanır. - www.omerarslan.net

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top
Ö. Arslan