Pazartesi , 20 Kasım 2017

Kaybederken Savaşabilmek

Kaybederken Savaşabilmek - Kişisel Gelişim

Ne zaman yeni bir şeye kalkışırsanız sizi uyarıyorum, içinizden o olumsuz sesler yükselecek. Belki uzman diye adlandırılanlar size hiçbir zaman başaramayacağınızı söylediler: “Bunun için gerekenler sizde mevcut değil.”

Bu yalanlara inanmayın.

Hayatınızda yolunuza her çıkanı kabullenmeyin.

Siz ortalama olmanız için bu dünyaya gelmediniz. Hafızanızla değil, hayal gücünüzle hareket edin.

Yürekten arzulamak, her başarının başlangıç noktasıdır. Bugüne kadar, dilemenin başarı getirmeyeceğini yaşayarak öğrendik.

Nasıl başarılı olacağımızı hep merak eder, nerede olduğunu arar dururuz. Bunun için ne yapmamız gerektiği konusunda kitaplar okur ve uygulamaya çalışırız. Ama cevabı için çok uzağa bakmanıza gerek yok. O cevap sizin içinizde, kendi yüreğinizde.

Yürekten arzuladıklarınız varsa, başka bir şeye ihtiyacınız yok. Bilmiyorsanız öğrenirsiniz, korkuyorsanız cesurca ilerlersiniz, engeller varsa parçalarsınız, çıkmazdaysanız yıkar geçersiniz. Arzu imkânsızı mümkün yapar.

Bir yol oluşturabilirsiniz, bir yol yokmuş gibi görünürken…
Arzu imkânsız diye bir şey tanımaz, başarısızlığı kabul etmez. Bir doping etkisi yaratır. Size inanılmaz heyecan, enerji ve güç verir. Gözünüzden yaş getirir. Arzu sizi kalabalığın arasından çıkarır, yükseltir ve istediğiniz yere çok daha kısa bir sürede ulaştırır.

Geçici başarısızlıklardan başarılara taşır insanı. Türkiye’nin zirvesindeki birçok işletmeyi adeta küllerin üzerine tekrar inşa ettiren arzuydu.

Futbolda eş güçte iki takım karşılaştığında, en fazla gurura sahip olan kazanır. Her şeye sahip olabilirsiniz; amaçlarınız, kişisel özellikleriniz, stratejileriniz… Gurura sahip değilseniz, kaybedersiniz. Gururunuz varsa, kazanırsınız. Siz gurura sahip misiniz? Her zaman arzuladıklarınızın arkasında mısınız?

Arzu, teorik olarak kazanmanız mümkün olmayan yerde kazanmanızı sağlar

3.000 Kişiye Karşı 67 Kişi!
Çanakkale’de tabur komutanı şehit olunca, görev 28 yaşındaki Yahya Çavuş’a kalmıştı. Yahya Çavuş ve 66 arkadaşı düşmanla tam 48 saat çarpıştılar. Bulundukları nokta çok önemliydi ve burada düşmanı bir saniye oyalamak bile yüzlerce askerin ölmesini önleyebilirdi.

Düşman mevzileri o kadar yakındı ki, düşmanların yerlerini tespit etmemeleri için, yaralandıklarında, bacakları koptuğunda bağırmalarına bile izin yoktu. Yaralananların ağızlarına keçe verilirdi, dayanılması imkânsız acıyla onları ısırırlardı.

67 kişi, 3.000 kişiye 48 saat direndi. Teker teker hepsi de ölünceye kadar… Yahya Çavuş’un bedeni, kopan bacağına silahı sarılmış şekilde bulundu.

Düşman, büyük bir ordunun olduğunu sanıyordu o cephede. Ama son asker de ölüp tepeye çıktıklarında 67 kişiyi görünce büyük bir şok yaşadılar.

3.000 kişi onların üzerine geldiğinde, onlar da pes edebilirdi ama bunu yapmadılar. Onlar zor olanı seçtiler; çünkü kahraman olmak, zor olanı seçmek demektir. Destanları yazdıran şey, imkansızlıklardır.

“Bir Türk Dünyaya Bedeldir!”

Belki de bu yüzden söylendi bu söz. Ama öyle bir an gelir ki, dayanacak gücünün kalmadığını hissedersin. Korkarsın, kendini zayıf hissedersin. Bırakın mücadele etmeyi, yorganının altına girip saklanmak istersin. Kimseyle yüzleşmek istemezsin, kendinle bile… Hayallerine acı acı bakarsın. Ama sabah kalktığında, evden çıktığında içinde tekrar kıvılcımlar çakar. Sert bir rüzgârın esmesi gibi tekrar alevlenirsin. Tüylerin diken diken olur. Pes etmek ruhunda yok. Başarmak istiyorsun, bunun başka bir anlamı yok.

İşler iyi gittiğinde ya da başarının şafağında herkes aç kalabilir, herkes cesur davranabilir. Ama tünelin sonundaki ışığı görmeden, kaybederken savaşabilmek cesaret gerektirir. Başlamadan önce, neyle karşılaşılırsan karşılaş, vazgeçmemeye karar vermelisin. Hiçbir zaman başarısızlık olasılığını aklına getirme. Geçici zorlukları ve başarısızlıkları, sadece öğrenmenin diğer bir yolu olarak gör.

Hiçbir zaman vazgeçmeyen bir insanı yenmek çok zordur.
İnsanların yapamazsın dedikleri, kimseden destek görmediğin, mücadelende yalnız kaldığın, dayanmanın sonuç getirmeyeceğini düşündüğün zamanlar olacak. Tükendiğini hissettiğin, canının yandığı günler ve gözyaşları içerisinde uyuduğun geceler olacak. Hayatın yükünü omuzlarında hissettiğin, iyi bir anne ya da baba olamamaktan korktuğun zamanlar olacak. Hatalar yapacaksın, güvendiğin dağlara kar yağacak. Bütün veriler aleyhineyken ve elinde durumun daha iyiye gideceği yönünde hiçbir kanıt yokken ilerlemeye devam edeceksin.

2001 ekonomik krizinde, bankacılık sektöründe çalışan iki arkadaşım işten atıldı. Kendilerinden izin almadığım için isimlerini veremiyorum.

Sonrasında, birçok engelle karşılaşıp hayal kırıklığı yaşadılar. Biri alkol almaya başlayarak diğer olumsuz düşünen işsiz arkadaşlarıyla telefonda sık sık görüşüyordu. Eşine ve çocuklarına agresif davranıyor, evde televizyon seyrediyordu. Vazgeçmişti. Pes etmişti.

Diğeri ise devam ediyordu. Her gün gazeteleri kontrol ediyor, en ufak bir iş fırsatını ya da görüşmesini değerlendiriyordu. ‘Fazla eğitimlisin!’, ‘Sana göre işimiz yok!’, ‘Sen burada fazla kalmazsın!’, ‘Daha genç birisini arıyoruz.’… Her gittiği kapı yüzüne kapanıyordu. Eve geldiğinde kendini dayak yemiş gibi hissediyor ama toparlanıyordu. Kendisini asla bırakmıyordu.

Bir gün buluştuğumuzda gözyaşlarına boğuldu. Koca adam hüngür hüngür ağlıyordu. Teskin etmeye çalışmak için bir şeyler söyleyecekken, ‘Ben iyiyim.’ dedi, ‘Birazdan geçer.’ Zor durumdaydı, ama her şeyin üstesinden geleceğine inanıyordu. Siz de orada olsaydınız, gözerinden tutkuyu hissedebilirdiniz.

En sonunda bir işverene, ‘Benim yeteneklerimden faydalanabileceğini biliyorum. Bak, evde sadece oturmak istemiyorum. Gönüllü olarak çalışmak istiyorum.’ dedi.
‘Tamam, ama benden bir şey bekleme.’ yanıtını aldı.
‘Tamam, bir şey istemiyorum, sadece çalışmak istiyorum.’ diye karşılık verdi.

İşyerine herkesten erken gelip geç ayrıldı. Oranın en iyi çalışanıydı. 4 hafta sonra üst düzey bir yönetici işten ayrıldı. Yerinin doldurulması gerekiyordu. Bilin bakalım kimi seçtiler? O devam edip vazgeçmeyeni. Gönüllü çalışanı. Bu iki adamın farkı neydi?

Bir adam, ‘Her şey bitti, mümkün değil, ben bittim, mahvoldum, yapamam.’ dedi ve yelkenleri suya indirdi. Art arda reddedilme yaşadı ve ‘Dışarıda iş yok. Ben bir daha iş aramaya çıkmıyorum.’ dedi. Ama diğer adam, ekonominin durumuna ve gazetelerin yazdıklarına rağmen, ‘Bu mümkün! Orada bir yerde biri bana iş verebilir.’ dedi. ‘Bu mümkün!’ diyerek devam etti.

Senin de karşına engeller çıkacak ve böyle anlarda vazgeçmek isteyeceksin.

Gecenin en karanlık vakti, şafak sökmeden hemen öncedir.
Sıradan insanlar bir başarı abidesine dönüşebilirler, sadece çalışıp vazgeçmezlerse… Zeki olma konusuna takılmayın. Sıkı çalışmaya, sabra ve kararlılığa güvenin. Her şeyi yapabilirsiniz, eğer yeterince peşinden giderseniz…

Bütün gücünüzü ortaya koyun. Yapılabilecek her hatayı yaptıysanız da denemeye devam edin. Kazanabilmenin tek yolu, dayanabilmektir.

Kazanmak için oyunda kalmalısınız. Başarmak demek, sonunu getirmek demek. Bir yere sıkışıp kaldığınızda, bütün dünyanın size karşı olduğunu düşündüğünüzde, bir dakika daha dayanacak gücünüzün kalmadığını hissettiğinizde asla vazgeçmeyin.

Bulunduğunuz yer, karabulutların dağılmaya başlayacağı yerdir. Akıntının tersine dönmeye ve suların yükselmeye başlayacağı andır.

Cengiz ERŞAHİN

Hakkında Ömer Arslan

Türkçe Öğretmeni ve ayrıca kişisel gelişim aşığı. Amatör olarak fotoğraf çekmekten hoşlanır. - www.omerarslan.net

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top
Ö. Arslan