Cumartesi , 18 Ağustos 2018

Fikir Danış, Yaşamla Barış

Fikir Danış, Yaşamla Barış

“Büyüklerin yanında konuşma bakayım, sen sus! Amirin, müdürün varken sen neden konuşuyorsun? Sana ağabeyi de olsan laf düşmez, yanında babası olarak ben varım! Sen ne biçim elemansın, patronunun yanında niçin ukalalık yapıyorsun? Sen işine bak kardeşim, sana fikrini soran olmadı!” Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Yaşça, eğitimce, öğrenimce, rütbece, mevkice düşük durumda olanlar; büyük durumda olanların yanlarında ağızlarını açmamaya, robot gibi istenileni veya emredileni yapmaya zorlanıyorlar maalesef. Böylece ast-üst, amir-memur bağları düğümleniyor.

Tarihte birçok başarılı, önemli lideri ve devlet sistemini düşünelim. Tüm savaş planlarını komutanları ve kurmayları ile görüştü. Peygamberimiz Muhammet Mustafa (A.S.M), her şeyini yakın arkadaşları ile (sahabe) paylaştı, tartıştı. Atatürk, tüm kararlarını TBMM’de aldı. Türk hanları, hakanları, padişahları, imparatorları; önemli kararları almadan önce kurultayı toplarlardı. Kurultayda hakanların anneleri ve eşleri, tüm vezirler, prensler, veliahtlar bulunurdu. Hangi komutan, hangi general çatışmaya, muhabereye, hatta bir tatbikata girmeden önce, zabitlerini, subaylarını, neferlerini toplamamış, toplantılar ve moral konuşmaları yapmamış olsun ki?

Bazen hiçbir büyüğün aklına gelmeyecek bir çözümü bir küçük hatırlatabilir. Susturmak istediğiniz 3-4 yaşındaki bir çocuk, babası ile annesini o akşama kadar gülümsetecek, içlerini ferahlatacak çok hoş bir şey söyleyebilir. Ayrıca, kendine özgüveni artar; korkak, pısırık, sinmiş, pasif kişilikli biri olmaz.

Konuşmasını yasakladığınız bir asker, muharebe/savaş/çatışma alanında mağlup olmaya yüz tutmuş bir taburu, bir alayı galip konuma taşıyabilir. Lafa karıştı diye azarladığınız sıradan bir sekreter, iflasın eşiğinde olan bir holdinge, yılın en başarılı holdingi olma yolunda parlak bir fikir verebilir. Adam yerine koymadığınız ve konuşmasını lüzumsuz gördüğünüz bir inşaat işçisi, mimari bir hataya sizin dikkatinizi çekebilir. Bu sebeple, “Toplam kalite yönetimi” dediğimiz, beyin fırtınası dediğimiz süreçler, aileden itibaren tüm resmi ve sivil gruplarda, kurumlarda, kuruluşlarda, topluluklarda, yönetimlerde samimiyetle uygulanmalıdır. Hatta daha da ileri gidelim; tabiata, hayvanlara, bitkilere, kuşlara, böceklere bakalım. Uluyan bir köpek bahçeye girmiş bir hırsızı veya teröristi bize haber vermeye çalışıyordur. Kuşların acele ile yuvalarına, sığınaklarına çekiliyor olmaları yaklaşan bir fırtınanın ikazı olabilir. Yani bazen aklımız, zekâmız, öngörümüz, mantığımız tek başına işe yaramaz. Onu etrafımızdaki diğer insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle pekiştirmeliyiz. İşlerlik kazandırmalıyız.
Fikrinizi Ödünç Alabilir miyim?

“Siz ne düşünüyorsunuz? Sizin de fikrinizi almak istiyorum. Siz olsaydınız bu konuda ne yapardınız? Bu işin içinden nasıl çıkmalı acaba?” İşte böyle paylaşımlarla, yakınlarımızda, bünyemizde bulunan, yetkili-yetkisiz, sorumlu-sorumsuz tüm bireylerden fikir, öneri ve görüşlerini almalıyız. Bu yöntem kesinlikle yönetici, amir, müdür, patron, reis, komutan, öğretmen konumunda/makamında olanları, aciz, basiretsiz, beceriksiz, zayıf durumlara düşürmez. Tam tersine makamlarını, konumlarını güçlendirmiş olurlar.

Yüklemeden ve tahliyeden sorumlu olduğum bir gemide, bir limana başka bir limandan getirdiğimiz çok büyük şamandıraları sahile indirmemiz gerekiyordu. Gemi çok yüksek ve iskele imkânları bu konuya göre hazırlanmadığından şamandıraları maalesef indiremiyorduk. Sahilde bekleyen kamyonun kasasına şamandıraları veremiyorduk. Kreyn, vinç yetişmiyordu. Ekip arkadaşlarımdan biri şamandıralara ağır bir şekilde sövdü ve “denize atalım” diye sövgüsünü bitirdi. Hemen o arkadaşıma döndüm. “Ne dedin?” Arkadaşım mahcup oldu, utandı ve benden özür diledi. “Hayır, hayır! Özür dileme! Ağzına sağlık! Evet, aynen dediğin gibi denize atacağız.” dedim. Tüm ekip arkadaşlarımızla birlikte kol ve beden güçlerimizi birleştirdik ve güverte puntellerini söküp şamandıraları denize attık. Limanın römorkörünü çağırdık. Şamandıraları halatına bağladı, çekti ve gitmesi gereken yere götürdü. Çok basit bir yöntem fakat bazen yoğunluktan, en basit bir yöntem dahi aklımıza gelmeyebilir. Bu yüzden her zaman neşeyle veya öfkeyle ya da hüzünle söylemiş olsalar dahi her bireyin söylediğinde esaslı bir çözüm mesajı bulunabilir.

Vedat KUŞAKLI

Hakkında Ömer Arslan

Türkçe Öğretmeni ve ayrıca kişisel gelişim aşığı. Amatör olarak fotoğraf çekmekten hoşlanır. - www.omerarslan.net

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top
Ö. Arslan