Pazartesi , 20 Kasım 2017

13 Adımda Ahmaklığı Terk ediş

13 Adımda Ahmaklığı Terk ediş - Kişisel Gelişim

“Ahmaklığın 20 işareti” başlıklı bir yazı okudum. Yazarın ahmaklığa dair ortaya koyduğu 20 belirtinin neredeyse tüm insanlarda, şu veya bu kadarının olduğunu anlayınca sadece başlıklar olarak verilen bu yirmi maddeyi açarak yorumlamak, yorumladıkça özümsemek, özümsedikçe hayata tatbik etmeye yaklaşmak ve nihayetinde ahmaklığı kronikleşmeden terk etmek amaçlı bir yazı yazmayı düşündüm. Ancak, ilk 13 tanesini sizlerle paylaşacağım.

Ahmaklık… Kelime anlamı: “bön, budala, aptal, aklını gereği gibi kullanmayan” On üç maddeyi sıralayıp açalım.

1) Onun bunun dolduruşuna gelerek hareket etmek
Ahmak bir kişinin en göze çarpan özelliği belki de budur. Kışkırtmalarla, bir iki pehpehlemeyle, etraftan gelen bir takım telkinlerle, kendi içine yönelmeden, kendi değerleriyle iletişime geçmeden, dış çevredekilerin duygu ve düşüncelerine itimatla hareket edenler ahmaklığın en bariz bulgusunu taşıyorlar demektir. Bir insan neden dolduruşlara göre davranır? Çünkü bilgi eksikliğinden, çünkü tecrübe eksikliğinden, çünkü girişeceği yolun harita üzerindeki görünümü hakkında, yani genel anlamda nasıl ve ne olduğu konusundaki cehaletinden dolayı dolduruşa gelir. Üniversite sınavını kazanan ve tercih işlemlerine geçen bir öğrenciyi başkalarının düşünceleri gereğinden fazla etkin olacak biçimde dolduruşa getiriyorsa, yukarıda saydığım özellikleri taşıyor demektir bu öğrenci. Okuyacağı kitapların türü konusunda, okuyacağı kitapların yazarı konusunda bir insanı kolaylıkla yönlendirebiliyorsanız, o insan ya size çok güveniyordur ya da yukarıda saydığım özellikleri taşıyordur.

Dolduruşa gelmek bir yetersizliktir, insanın etkilendiği kişiler karşısındaki acizliğini gösterir. Yeterince birikimi olan insanı, yeterince birikimi olmayanlar, birikimin söz konusu olduğu konuda yeterince etkileyemezler.

Araştırmayı, öğrenmeyi, doğru kaynaklardan doğru bilgiler elde etmenin yollarını keşfetmeye çalışmayı “dolduruşçuluk” virüsüne karşı deva olarak kullanmalıyız.

2) Aldatıldığını bildiği halde hakkını aramayıp pasif kalmak
Aldatıldığınızı biliyorsunuz ve herhangi bir girişimde bulunma hususunda acizsiniz. Aldatılmak gibi bir tokat yiyorsunuz ve terk edilme, başkasına tercih edilme liyakatini kendinize yaraşır bulup ortağınıza karşı pasif kalmayı tercih ediyorsunuz. Böyle bir insansanız, sizi şu ana kadar aldatmayıp, size katlanması bile partnerinizin de sizin gibi ahmak olduğunu gösterir.

3) Kendisine bir şeyi birden fazla söylemek zorunda kalmak
Her türlü yoruma açık bir madde. Birçok sebepten ötürü, karşınızdakine bir lafı defalarca söylemek zorunda kalabilirsiniz, ama bilmek gerekir ki; bu da ahmaklığının bir sebebi olabilir.

4) Bir hatayı tekrarlamak
Başarısız bir ilişki yaşamış olan kişinin talihsiz olduğuna inanabilirim, ama bir şeyler öğrendiğini umarak… Aynı kişi, bir başka başarısız ilişki yaşarsa, talihsiz olabileceğinden şüphe ederim, ama yeterince öğrenmediğinden emin olarak…

Sınavdan düşük not alan sağlıklı bir öğrenci, ikinci sınavından da düşük alıyorsa, zekasının yetersiz olduğundan şüphelenmem, sadece doğru yöntemi bulup kullanmadığından emin olurum.

Tekerrür eden hatalarımız neler? Artık, gerekli dersleri alıp, hata döngüsünü durdurmamız gerekmiyor mu?

5) Felaket tellallarına kolay kanmak ve kendini derhal olumsuza programlamak
“Bardağın yarısı boş. Bardağın yarısı dolu. Galip gelemedik, 2 puan kaybettik. Berabere kalıp bir puan aldık. Geçti gitti gül gibi çocukluğum. Artık büyüdüm. Sınavda ikinci oldum, o iki soruyu değiştirmeseydim birinciydim. Sınavda ikinci oldum, çalışınca oluyor, bir önceki sınavımdan da yüksek aldım. Piyano çalmak çok zor, öğrenmek imkânsız, başka işin mi yok. Zoru severim. Askerlik bitmez. Askerde hayat tecrübem artıyor, ufkum genişliyor, gelişim yolculuğumda, bir daha fırsatını bulamayacağım adımlar atıyorum.”

Aynı şartlara sahip iki kişiden, mutlu olan mı daha ahmaktır, yoksa mutsuz olan mı daha akıllıdır? Oflayıp puflayan mı yoksa şükreden mi daha huzurlu oluyor? Mutluluğun, huzurun var olması için şükür temelli sinir sistemimizin kurulu olması gerekir.
“Güzellik bakan gözdedir…”

6) Midesini icabında fazla fazla doyurup aklını, kalbini, ruhunu doyurmayı ihmal etmek
Doyurulmak isteyen iki kişi gelmiş olsun karşınıza. İkisi de sizden yiyecek istiyor. Birisi diyor ki: “Beni doyurursan, seni geçici süreliğine eğlendiririm, ama acıkmaya başladıkça eğlenceyi sona erdirir ve senden yine yiyecek isterim. Seni zevkten dört köşe etmemi istiyorsan beni sürekli yedirmelisin. Ha! Bu arada, beni çok fazla yedirirsen büyürüm ve senin karşına türlü türlü sorunlarla, hoşnutsuzluklarla çıkarım ve gün gelir artık beni yedirmene rağmen seni eğlendiremez olabilirim.” Diğeri de diyor ki: “Bana verdiğin hiçbir yiyecek zayi olmaz, ambarım o kadar geniştir ki ne kadar verirsen ver alırım. Alırım ama yiyecekler hiç azalmadığı için, verdiklerin sürekli korunduğu için, eğer bir felaket olmazsa verdiğin ölçüde sonsuza kadar eğlenirsin. Geçici değildir benim eğlencem. Hem çığ gibi büyür alacağın zevk. Hiçbir zaman eski yatırımların ziyan olmaz, hep üzerine eklenir, hem de bazen katlanarak eklenir… Ha! Bu arada, günün birinde senin karşına hastalıkla falan da çıkmam. Benim işim hastalıklara deva olmaktır, hiçbir yan tesirim yoktur çok şükür.” Bu iki kişiden hangisine daha fazla yiyecek verirsiniz?

Bunlardan ilki midedir, ikincisi kalp ve ruhtur…

7) Uzun vadeli düşünememek
Ahmakların hiç biri uzun vadeli düşünemez. Dünya, uzun vadeli düşünemeyenler için kurulmuş bir kapandır. Kim geçici zevklere adanmışsa kâinatın tuzağına yakalanmış olduğunu bilsin.

Uzun vadeli düşünemeyen bir bebek, ya da uzun vadeli düşünenlerce yönlendirilmeyen bir bebek yürümeyi öğrenemez, hep beşikte hizmet beklemeyi yeğler. Uzun vadeli düşünemeyen ya da uzun vadeli düşünen bir kudret tarafından yönetilmeyen bir karınca, kışın açlıktan ölmeye mahkûmdur. Bir tırtıl uzun vadeli düşünemeseydi, hareket yeteneğini belirli bir süreliğine kısıtlayan koza formuna dönüşüp, sonra özgürce çırptığı kanatlara sahip olamazdı.

Eylemlerimizde ne kadar ilerisini düşünüyoruz? Ölüme kadarını mı, yoksa ölümden sonrasını da mı!

8) Görünüşe aldanmak
Gümüş bir kolye mi istersiniz, yoksa ondan çok daha parlak ama daha değersiz bir kolye mi? Görünüş mü önemli, değer mi? Eğer ahmak bir insansanız, daha iyi görüneni seçersiniz. Ahmak bir insan, televizyonda güzel gördüğü mankenlere, sanatçılara özenir, onun için karşısındakinin değerleri önemli değildir, görünüşü iyiyse her tarafı iyidir.

Sevgilisinin kaşına gözüne vurulanlar, mesleğine vurulanlar, itibarına vurulanlar, yaşlanınca çöken uzuvlara sahip eşine, mesleği sona erip emekli olan ya da genç yaşta mesleğine bir sebeple son veren eşine, bir gün, itibar görmediği bir ortamda bulunan eşine hangi aşk duygularıyla yaklaşacak? Vefası devam mı edecek, yoksa dünya kapanına yakalandığı için dünya gibi vefasız mı olacak?

Neye bakarsanız bakın, eğer baktığınız yer bir gün yok olup gidebilecekse, ya da yok olup gitmeme şansı yoksa oraya değil; hiç yok olmayacak yerlere bakın. Ruh sonsuzdur. Ruh ölmez. Baktığınız yerde ruhu görebiliyor musunuz?

Dünya da bir görünüşten ibarettir. Görünüşüne bakarsanız, o da size bakar, güzel bir bakışmadan sonra siz hipnoz olduğunuzu bile anlayamadan sizi ağına düşürüverir.

9) Sık sık pişman olmak
Ahmakların en sık kullandığı kelime nedir diye sorarsanız; “keşke” diyebilirim. Bu kelimeyi literatürünüzden silin. O beş harfli ateşe dokunmayın.

10) Sadece dünyalık yatırımları düşünmek, uhrevi yatırım yapmamak
Bir gün sizi kovacağı garanti olan, şu ana kadar oraya üye olanlardan, bir müddet sonra kovulmakla yüzleşmeyen hiçbir kimsenin olmadığı, bir gün kendisinin de iflas edeceği kesin olan, bir gün yıkılacağından emin olduğunuz bir bankaya yatırım yapar mısınız? Ben fazla yapmam.

O bankadan çok daha önce var olan, yatırımızda bire on katan, hiçbir adaletsizliğin olmadığı, hiçbir dalaverenin dönmediği, yatırdığınız paranın karşılığını anında aldığınız, yatırdıkça katlanarak size karşılık veren ve de en büyük ikramiyeyi uzun yıllar sonra size sunacak olan, o ikramiye sayesinde sonsuz bir huzur bulacağınız bir bankaya yatırım yapar mısınız? Ben yaparım…

11) Bir şeyi veya kişiyi ya göklere çıkarmak ya da yerlere batırmak
Bir kişiyi göklere çıkarma ya da yerlere batırma ahmaklıklarından kurtulmak için bir yol düşünüyorum: Mükemmel gibi gördüğümüz kişilerin, nasıl daha mükemmel olabileceği üzerinde kafa yormak –bu, onların bazı hatalarını görmenizi ve rahatlamanızı sağlar-, çok değersiz gördüğümüz kişilerin de değerli yanlarını görmeye çalışıp, içten taktir etmek.-bu, değersiz saydığınız kişilerin de bazı yönlerinin hoş olduğunu, örnek alınabilir yanlarının olduğunu anlamanızı sağlayarak sizi, aşağılama duygusundan kurtaracaktır.
“Yüceltilen, göklere çıkarılan, adeta tapılan bir insana bakan gözlerin görmekte olduğu hayal aynıdır… Aşağılanan, değer verilmeyen, adeta adam yerine koyulmayan insana bakan gözlerin göremediği gerçekler aynıdır.”
“Tapan da, aşağılayan da ahmaktır…”

12) Doğuracağı kötü sonuçları düşünmeden konuşmak ve davranmak
Bir söz vardır: “Söz, ağızdan çıkıncaya kadar sizin esirinizdir, ama çıktıktan sonra siz, onun esiri olursunuz” Böyle tehlikeli bir özelliği olan tutsağı, beden hapishanemizden dışarıya salıvermeden önce çok iyi düşünmek gerektiğini düşünüyorum.

Davranışlarda da, önceden bir planlama söz konusu değilse, istenmeyen sonuçların zuhur etmesi kuvvetle muhtemeldir.

Okyanusa erzaksız, yedek yelkensiz, pusulasız açılmak ve düşünmeden konuşup davranmak aynı türden mantıksızlıklardır.

13) Peşin fikirli olmak
“Ön yargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur” Albert Einstein
Ahmak olmayanların çoğunda bile, ne yazık ki bu virüs hastalığını icra etmektedir. Ön yargılı kişi, herhangi bir durum karşısında kafasını çalıştırma ihtiyacı hissetmez. Aynı duruma benzer bir durumu daha önceden yaşadığı için, aynı sonucu alacağını düşünür ve eski olaydan edindiği olumlu ya da olumsuz yargılara göre otomatik bir tavır takınır. Beyninde yer etmiş bazı düşünce kalıpları, ön yargılı kişiyi; tarafsız düşünme, devrim yapma, mantık yürütme gibi kafa gerektiren işlerden yoksun bırakır. Ezbere yaşamak gibi bir şeydir peşin fikirli olmak. İlacı ise, her olayı yepyeni bir heyecanla, akıl fikir süzgeciyle ve de yeniden kafa yorarak yaşamaya adanmak.

(Alıntıdır

Hakkında Ömer Arslan

Türkçe Öğretmeni ve ayrıca kişisel gelişim aşığı. Amatör olarak fotoğraf çekmekten hoşlanır. - www.omerarslan.net

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top
Ö. Arslan